İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2021

Galata

Bu aralar yine çıldırmanın eşindeyiz ana-oğul akşamları da babayı da katıyoruz aramıza tadımızdan yenmiyoruz , yine böyle çıldırmaya az kaldı doktorum nerede modundayken cuma günü anneme bırakalım salıya kadar kalsın az kendimize gelelim dedim, ve cevabını duymadan anneme torununun geleceğini söyledim ve yemin ederim dün gece heyecandan uyuyamadım.

Resmen planım şuydu ; sabah kapıdan bırakacağım ve kaçacağım.. Boş boş sokaklarda gezinip 20:55'te eve geleceğim. Hafta sonu Shrek ile iki yabancı gibi takılıp ayrı odalarda ikamet edeceğim, canımız isterse fiki fiki yaparız tabii o kadar da yabancı olmayalım şimdi .pazartesi de boş boş gezeyim ki yeteri kadar sakinleşip, kendisini özleyip ve annelik hissi :) toplayabileyim.. Onun sendromu benim aylık sendromlarım falan derken ilişkimize 3-5 günlük ara vermek lazım....

Ve planımın ilk günü başarı yüzdesi %98 

Canım kendim 

Tek sıkıntı kapıdan bırakıp kaçamamak oldu çünkü sabahın 7'si idi ve dışarıda kar yağıyordu.. Neyse ki öğlene doğru kar falan kalmadı da giyindim kuşandım gittim.





Galata'yı seçtim bugün

Aslında soğuktan mı bilmiyorum ama bugün yoruldum o yüzden hakkını veremedim boş boş gezmelerimin. SALT Galata kapalıydı mesela acayip uyuz oldum şurada entelliğim tutmuş sergi gezeceğim kapalıyız, ay popişim orta parmak yani...

Kuleye çıkacaktım , unuttum resmen unuttum ya İstiklal'e gelince aklıma geldi, sonra  Serdar-ı Ekrem sokaktaki terk edilmiş bir binada sergi vardı , ona bitmiş ki kilit vurulmuş apartmana.



O apartmanın hikayesini bu hesaptan gördüm. Hatta çocukluğunu oradaki dairelerden birini de geçiren bir hanım ortaya çıktı da hazır bina açıkken gezdiler, kadının gözlerindeki hüzün beni benden aldı ya, ne acıdır çocukluğunu geçirdiğin apartmanı o halde görmek. İşte şimdi bir şirket satın almış binayı herhalde yıkıp plaza yapmak için gerekli yandaş kanunlarının çıkmasını bekliyordur. 

Galata hakkında çok bilgim yok bir kitap var başucumda duruyor YKY'den Metin And       16. Yüzyılda İstanbul diye , kitabın kent bölümünde Galata hakkında çok güzel bilgiler veriyor ama ben daha çok 20.yüzyıl başlarındaki Galata'yı merak ediyorum. Bu konu ile ilgili kitap önerecek olan var mı ? 



Oradan yürüye yürüye , bakına bakına İstiklal'e çıktım ve Kırmızı Kedi 'den görseldeki kitabı almak için içeri girdim, ama biliyorsunuz ki tek kitap almak alım ahlakına aykırı olduğu için birkaç tane daha aldım.

Botter Apartmanı'ndan geçerken yine aklıma o roman geldi, bir hüzünlendim ama devam ettim.  Hazzapulo Pasajına girdim ama Madam Katia'yı göremedim ona da canım sıkıldı. Uyuz oldum söylene söylene bari caddenin başındaki sanat galerisine gireyim de Atamı göreyim dedim o da kapalı, kafam girsin sana pandemi ya ... YKY'ye de giremedim sıra vardı...

Yani bugün yorulduğum ile kaldım, yine de Galata de kule de sokaklar da evler de Beyoğlu da çok güzeldi.. 

Aslında kafelerin kapalı olması çok kötü, çünkü gerçekten yoruluyorum yürürken ve bir süre sonra nerden çıkış bulup kestirmeden bitirebilirim diye bakıyorum gezimi.. Oysa kafeler açık olsa o kadar çok rotam var ki, sabah kahvaltımı yapacağım yerden tutun da kahvemi için tatlımı yiyeceğim yere kadar. Yasaklar bitsin ilk rotam Kumkapı-Kadırga ...

Var mı önerileriniz ?

Bu arada bizim Yazarıyla Konuşanlar okuma grubunu biliyorsunuz , şubat ayında tarihi belli değil henüz Kemal Varol son romanı Kara Sis ile katılacak bize. Gelmek isterseniz bekleriz...

30 Aralık 2020

Her şey bir boza ile başladı

Yalnızlıktan çok hoşlanıyorum, hele yalnız başıma bir şeyler yapmaya bayılıyorum.

Öyle çok şehir bilgim yoktur ama kendime rota çizip gezmeyi çok seviyorum.

Geçenlerde annemdeydim ve canım o kadar sıkıldı ki bebe bir yandan kuzenimin canlı dersleri bir yandan anneme boza içelim mi diye sorunca baktım tamam dedi, dedim ben Vefa'ya gidiyorum, oradan yürüyerek döneceğim. (Annem G.O.Paşa'da oturuyor)



Neyse bir şekilde gittim Vefa'ya aldım bozayı , oradan yürüye yürüye gezdim; Süleymaniye, Beyazıt, Unkapanı, Ayvansaray ,Balat... Bildiğim yollardan değil hep bilmediğim yollardan kaybola kaybola Balat'a geldim. Eh hiçbir yer açık olmadığı için de oturup mola verebildiğim tek yer kaldırım oldu.






Balat'taki o Rum evlerine bakıp hüzünlü düşüncelere daldığım anlarımı başka postta yazarım ama bugün yazmak istediğim Sahaflar Çarşısı ...


2000 yılında liseye başladım , hazırlık okudum ve İngilizce kitaplarımızın sıfırları çok pahalı olduğundan ( bir dersin toplam kitabı 40 liraydı ve 400 liraya denk geliyor sanırım) ikinci el almak durumunda kaldım, bir de bolca silgi , çünkü kitapların hepsinin sayfalarını tek tek sildim.

Sahaflar Çarşısı ile tanışmam o sene oldu.

2000-2004 yıllarımın özetidir orası. Tabii o zamanki hali ile bu zamanki içler acısı hali kıyas kabul etmez.

Hemen hemen her hafta sonu giderdim, ya sözlük almaya, ya İngilizce hikaye kitapları almaya, ya ders kitaplarımı bulmaya ya da takas etmeye. Gelir ve işim bitince de şu an olmayan çay bahçesinde çay içer üniversiteye bakardım. İstanbul Üniversitesi hiçbir zaman hayalim olmadı ama içini merak ettiğim nadir üniversitelerdendir, şans o ki tam 2 kere sınava girdim ben 2 ÖSS 2 YDS eder bu :) Dördü de üniversitenin ana binasıydı, ya hukuk fakültesinde ya siyasal bilimlerde girdim , sadece bir tanesi fen-edebiyat fakültesindeydi ve itina ile girdiğim tüm amfilere adımı kazıdım. Hatta koridorlarda boş boş dolanmayı da çok isterdim sırf bir şeyler hayal edebilmek için geçmiş günlere. Sonra ruhu olmayan dandik bir üniversitede okudum ama eminim ki bugün oraya da gitsem oturur ağlarım. 

O dönemde yerlerde hikaye kitapların satılıyordu, 1 liraydı, bol bol onlardan alırdık dersler için, çok canlıydı orası , sonra bu iktidar geldi önce Taksim Meydanı'nın ruhunu aldı sonra buranın .. Her iyi şeyi olduğu gibi buraları da beton yaptılar ..


O günlerden ve çok çok daha geçmiş günlerden geriye o çınar ağacı kaldı geriye, ve belki de daha ilerideki günlere de kalacak.

Artık Sahaflar da sahaf değil zaten ,orijinal kitaptan bol şey yok. Oranın da ruhu yok, dükkan önü tezgahlarda duran kitaplardan okuduğumu bilirim, hatırlıyorum şimdi hepsi jelatinli. Yaklaşınca bile ne aramıştınız diye soruyorlar ?

Beyoğlu Sahaf Çarşısı hala direniyor o ruha , o daracık pasajda ... Hoş geçen ay gittiğimde pandemiden dolayı kapalıydı. 

Kaybettiğimiz şeyler edebiyatına girmeyeceğim ama hayatımın hassas bir dönemine giriyorum bunu hissediyorum. 

Mesela bu evin karşına oturdum oturdum düşündüm, kimdi bu evlerde yaşayan ? onları kapısına kilit vurup gönderen şey neydi ? Komşum dediği Müslümanların yaptıkları yüzünden mi gittiler yoksa çok başka sebepten mi ? O evlerin içini öyle merak ediyorum ki , sanki merdivenlerine otursam roman yazacakmış gibi hissediyorum.  


Burayı evi çevreleyen çitin arasından çekebildim, bu mahallenin en zengini olmalı :) Ev kocaman resmen köşk arka tarafı da muhteşem ama tırmanamadım çitlere yağmur çok yağıyordu..

Girişin güzelliğine bakar mısınız ? 

Kaplan Diary geçenlerde Çocukluğumun Komşuları diye bir seri yazdı, hepsinin çıktısını almıştım. Artık o mahalleyi buldum :) O gün gezdiğim mahalleyi, gördüğüm evleri gözümde canlandırarak okuyacağım seriyi. 

Neyse velhasıl kelam, bu duygusal minnoşluğumdan da anlayacağınız üzere regl is coming... 

Eskiden regl öncesi gemileri yakar, ortalığı birbirine katardım şimdi minnoş minnoş duygulanıyorum. Canım Kendim..

Çok Kalp