kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2021

Altın Günü Out Kitap Günü İn

Daha önce duydunuz mu hiç ? 

Duymadınız tabii, ben de yeni duydum yemedim içmedim 3 tane güne girdim, çünkü biliyorsunuz para bok..

İG'den bir arkadaşım haberdar etti, daldan dala daldan dala derken bir grupta iki defa dönüyoruz günü.

Aynı altın günü mantığı, sadece finans kısmı tabii, kek, börek yok..

Bir tutar belirledik, her ayın belli bir gününe kadar içimizden birine para yolluyoruz , gün kimdeyse o kişide liste hazırlıyor, toplu kitap allımı oluyor böylece.

Aslında önce plan herkes kendi alsın yollasın idi fakat kargo ücretlerini 10 lira yapıp doğru düzgün bir kitap da 35'ten başlayınca dedik ki EFT ücreti daha ucuz, bir kasa olsun en azından belki 1-2 kitap fazla olur.

Benim kasa olduğum bir gün var, kafama sıçayım zaten ne bokuma tamam dediysem , bu ay gün kendinde olan kişi o kadar anlamadığım bir öneri ile geldi ki kendimi Bilal gibi hissettim ki bunu o da hissetmiş olacak tane tane açıkladı. 

liste vereyim , arkadaşlar şunu alalım bunu alalım önersinler.. Kadın akademisyen tabii direk olaya dalmadı, kitaplarım bunlar bunları alacaksınız diye kibar kibar açıkladı.. 

Peki ya ben tembel maron ne dedi , iyi sana öyle yaparız genellemeye gerek yok :) 

O kadar tembel, üşengeç ve mal gibiyim ki çok uzun zamandır. Nerdeyse gece fiki fikide bile uğraştırma beni hayatım diyeceğim, burnum kanıyordu ya bi ara doktora gittim kan tahlili yaptırdım ASO diye bir değerim çok yüksek çıktıydı, her sonucu önce kansere bağlayan Google'a sordum yorgunluk falan yaparmış onun yüksekliği. O yüzden şimdi doktora gidip kardeşim bu ne, ne yapayım ya da yapmamayayım demek yerine otumu bokumu ASO yüksekliğine bağlıyorum. Karnım ağrısa ASO'm yüksek ya o yapıyor diyorum.

Bir de ben de aptalca bir tik var, ya da psikolojide adı her ne naneyse 

Saçlarım uzasın biraz böyle ensem kapansın, tavuk götü gibi toplayabileyim ben komple ilk insana dönüyorum ya, kaş-bıyık salıyorum ( ki zaten bizde neden bıyık çıkıyor ki tamamen üretim hatası ) , suratıma bi krem falan sürmüyorum ya da yumurta akı maskesi yapıyorum o sırada Estee Lauder kremlerim ağlıyor falan.. Saçım acayip etkiliyor beni nedense ? 

Konu yine nerden nereye geldi ya , sonuç olarak tatlışlarım güne katıldım.

Bir tanesine kendi listemi diğerine evdeki herifin listesini ki kendisine sağ olsun bu ara kitap görünce titreme geliyor, tiksinti ile bakıyor , diğerine de minnoş bi kızım var , yeğenim onun için girdim. Tabii bu kadar girişimciliğin sonunda bana neler girer ya da benden neler çıkar bilemeyeceğim ama kitaplığa kat çıkmak gerekecek çünkü kitaplar bildiğin konsolun üzerinde takılmaya başladı.

Bir dahaki sefere kendimi enerjik hissettiğimde biliyorsunuz ASO'm yüksek , butik yayınevleri hakkında yazmak istiyorum, sizde bana bildiğiniz butik yayınevlerini yazar mısınız ? 

Shrek'in kalbine yama hala yapılmadı, onun yerine anası ameliyat olacak çok doğurduğu için mesanesi sarkmış , gülmeyin be, doktor böyle dedi aynen. 3 çocuk muhabbetini dinlemeyin yani, sarkıyor içerde bir şeyler hoş daha neler neler sarkmıyor ki ? 😄

Şubat'a jet hızıyla gireceğiz ve ben bir onun yanında bir anasının yanında refakat edeceğim ( ki biliyorsunuz ailede erkeği ben doğurduğum için en sevdiği geliniyim ama bunu bir erkek daha doğurarak pekiştiremeyeceğime göre yanında olarak yapayım 😆 ) için buraya ben de pozitif oldum diye yazarsam şaşırmayın.

Küçük herif de işte bugün çamur banyosu yaptı, çamur yerine kullandığı kendi bokuydu ama olsundu neden uslu bir çocuk olsundu ki ? Bazen diyorum 4 yaşında falan mı bıraktırsaydım bezi, çocuk böyle kendi kendine gidip işeyip, sıçtığı zaman sonu banyoda bitiyor. Babası da diyor ki yüzüne sürmüş mü , koklasana ? Kulaklarının içini de kaşımış dedim evlatlıktan mı reddeceksin ? Yok dedi bu gece sen uyut o zaman benim midem kaldırmaz..

Heeyyyy heyyyy

kimleri sevip aşık olmuş ömrümü, güzelliğimi, dipçikliğimi vermişim be heyyyy


neyse gideyim işeteyim de yatağa falan işemesin..

Çok kalp 




15 Ocak 2021

Galata

Bu aralar yine çıldırmanın eşindeyiz ana-oğul akşamları da babayı da katıyoruz aramıza tadımızdan yenmiyoruz , yine böyle çıldırmaya az kaldı doktorum nerede modundayken cuma günü anneme bırakalım salıya kadar kalsın az kendimize gelelim dedim, ve cevabını duymadan anneme torununun geleceğini söyledim ve yemin ederim dün gece heyecandan uyuyamadım.

Resmen planım şuydu ; sabah kapıdan bırakacağım ve kaçacağım.. Boş boş sokaklarda gezinip 20:55'te eve geleceğim. Hafta sonu Shrek ile iki yabancı gibi takılıp ayrı odalarda ikamet edeceğim, canımız isterse fiki fiki yaparız tabii o kadar da yabancı olmayalım şimdi .pazartesi de boş boş gezeyim ki yeteri kadar sakinleşip, kendisini özleyip ve annelik hissi :) toplayabileyim.. Onun sendromu benim aylık sendromlarım falan derken ilişkimize 3-5 günlük ara vermek lazım....

Ve planımın ilk günü başarı yüzdesi %98 

Canım kendim 

Tek sıkıntı kapıdan bırakıp kaçamamak oldu çünkü sabahın 7'si idi ve dışarıda kar yağıyordu.. Neyse ki öğlene doğru kar falan kalmadı da giyindim kuşandım gittim.





Galata'yı seçtim bugün

Aslında soğuktan mı bilmiyorum ama bugün yoruldum o yüzden hakkını veremedim boş boş gezmelerimin. SALT Galata kapalıydı mesela acayip uyuz oldum şurada entelliğim tutmuş sergi gezeceğim kapalıyız, ay popişim orta parmak yani...

Kuleye çıkacaktım , unuttum resmen unuttum ya İstiklal'e gelince aklıma geldi, sonra  Serdar-ı Ekrem sokaktaki terk edilmiş bir binada sergi vardı , ona bitmiş ki kilit vurulmuş apartmana.



O apartmanın hikayesini bu hesaptan gördüm. Hatta çocukluğunu oradaki dairelerden birini de geçiren bir hanım ortaya çıktı da hazır bina açıkken gezdiler, kadının gözlerindeki hüzün beni benden aldı ya, ne acıdır çocukluğunu geçirdiğin apartmanı o halde görmek. İşte şimdi bir şirket satın almış binayı herhalde yıkıp plaza yapmak için gerekli yandaş kanunlarının çıkmasını bekliyordur. 

Galata hakkında çok bilgim yok bir kitap var başucumda duruyor YKY'den Metin And       16. Yüzyılda İstanbul diye , kitabın kent bölümünde Galata hakkında çok güzel bilgiler veriyor ama ben daha çok 20.yüzyıl başlarındaki Galata'yı merak ediyorum. Bu konu ile ilgili kitap önerecek olan var mı ? 



Oradan yürüye yürüye , bakına bakına İstiklal'e çıktım ve Kırmızı Kedi 'den görseldeki kitabı almak için içeri girdim, ama biliyorsunuz ki tek kitap almak alım ahlakına aykırı olduğu için birkaç tane daha aldım.

Botter Apartmanı'ndan geçerken yine aklıma o roman geldi, bir hüzünlendim ama devam ettim.  Hazzapulo Pasajına girdim ama Madam Katia'yı göremedim ona da canım sıkıldı. Uyuz oldum söylene söylene bari caddenin başındaki sanat galerisine gireyim de Atamı göreyim dedim o da kapalı, kafam girsin sana pandemi ya ... YKY'ye de giremedim sıra vardı...

Yani bugün yorulduğum ile kaldım, yine de Galata de kule de sokaklar da evler de Beyoğlu da çok güzeldi.. 

Aslında kafelerin kapalı olması çok kötü, çünkü gerçekten yoruluyorum yürürken ve bir süre sonra nerden çıkış bulup kestirmeden bitirebilirim diye bakıyorum gezimi.. Oysa kafeler açık olsa o kadar çok rotam var ki, sabah kahvaltımı yapacağım yerden tutun da kahvemi için tatlımı yiyeceğim yere kadar. Yasaklar bitsin ilk rotam Kumkapı-Kadırga ...

Var mı önerileriniz ?

Bu arada bizim Yazarıyla Konuşanlar okuma grubunu biliyorsunuz , şubat ayında tarihi belli değil henüz Kemal Varol son romanı Kara Sis ile katılacak bize. Gelmek isterseniz bekleriz...

20 Aralık 2020

Defne Suman - Yağmur'dan Sonra


Defne Suman okudunuz mu hiç ?

Okumadıysanız bir şans verin derim Emanet Zaman'ı ya da Kahvaltı Sofrası'nı okumakla başlayabilirsiniz ama Yağmur'dan Sonra'yı okumayın, hele ki bununla hiç başlamayın.

Kitap bir distopya, ütopya her ne boksa işte , eğer bu türün sağlam bir okuruysanız kitabı zaten beğenmeyeceksiniz. 

Kitap bir deprem ile başlıyor ,Vatan ülkesinde bir barınakta ( yetimhane gibi düşünün) yaşayan çocuklar; Kaya ( ilk yetim ) Yağmur ve Bulut ( bunlar ikinci salgından sonra gelenler anaları babaları falan var )

Kızlar ve erkekler 16 yaşına kadar yetiştirilip erkekler cepheye kızlar komutan koynuna yollanıyor , vatana yeni canlar lazım yumurtalıklar ve spermler önemli ki zaten boşa harcamayın diye öğütlüyorlar :) 

Tabii bir de ülkede bir Lider :) var ; bizim asrın Lider'i gibi .. aynı aynı hık demiş burnundan düşmüş

Neyse çok spoiler vermeyeceğim, bu 3 salak bir şekilde kaçıyor oradan ve kitapta yarım yamalak anlatılıyor olaylar , Kaya'nın ağzından okuyoruz. Şahsen ben okurken Kaya'ya saydırmadığım küfür kalmadı bir insan nasıl bu kadar salak, nasıl bu kadar kör nasıl bu kadar bağlı olabilir Lider'ine diye .. Tipik bizim Tayyipçiler gibiydi , ne zaman hakkında olumsuz bir şey söylense "ama Lider yaptıysa vardır bir bildiği" diye cevap veriyor, biliyorsunuz bizimki de çalışıyor ama çalışıyor :) 

Yağmur denen ise tam bir gerizekalı, hiç kadın dayanışmasına giremeyeceğim kusura bakmayın bencil pisliğin teki..

Oh rahatladım

Hiç sevemedim o kızı 

Neyse ya ben zaten kitabı da sevmedim, Defne Suman sanki durmuş durmuş demiş ki Nermin Yıldırım, Hikmet Hükümenoğlu, İsmail Güzelsoy çıkarmış benim neyim eksik demiş ve tonla soruyla biten bana göre hiçbir derinliği olmayan bu kitabı yazmış.

Bu arada da Defne Suman Yazarıyla Konuşanlar okuma grubumuzun yarın akşamki konuğu, tüm burada yazdıklarımı pek tabii ki söylemem ,o yüzden sadece dinleyici olarak katılacağım ama siz bilin ki kitap tırt :)


21 Kasım 2020

İsmail Güzelsoy - Kıpırdamıyoruz



En son Koray Sarıdoğan'dan Kadran & Kadraj kitabını okuduktan sonra böyle kalakalıp "ne okudum ben , neydi o , neden şimdi bitti ki  ? " olmuştum. Bugün de aynen bu soruları sorarken buldum kendimi. Kıpırdamıyoruz İsmail Güzelsoy'un okuduğum ilk kitabı ve pek tabii ki de son kitabı olmayacak. Hatta neden daha önce hiç okumamışım ki ? Ve yine hatta kitaplığa bakayım bir belki almış okumamışımdır ki acayip iyi alıcıyımdır, hatta bazen hızımı alamaz 2 tane falan alırım kitapları o derece. Güzelsoy belli ki kitapları arasında bağlantı kurduran bir yazar, okuma grubumuzdan biri  kitaplarını baştan sona okuyun demişti o zaman tık tık bağlantıları kuracaksınız. Heh tamam desene yine sepet oldu 300-500 , neyse bu defa 8 taksit yaparım ; biliyorsunuz taksit yapınca para ödememiş oluyoruz, bunu unutmayalım :) 


Kitaba gelirsek ilk 100 sayfa , bir bölüm daha okuyayım bırakacağım moduyla okudum. Arkadaşlar muhallebiciye kadar dayan sonra zaten bitirmeden bırakmayacaksın dediler, tatlı şeyler.. Haklılarmış. Muhallebiciden sonra 200 sayfa falan okudum ve hatta kitabı rahat okuyup bitirebileyim diye evdeki küçük olanı anneme yolladım. Canım kendim.


sanki ne yazarsam yazayım kitabı anlatacakmışım gibi her şeyi yazacakmışım gibi geliyor. Mal gibi kaldım şu an, masalla gerçek o kadar iç içe ki hangisine hayır bu olamaz diyebilirim ya da evet evet bu kesin mantıklı ? 

Neyse ben daha fazla saçmalamadan Güzelsoy'u mutlaka okuyun diyorum 

Bu arada da bizim Yazarıyla Konuşanlar okuma grubunu biliyorsunuz, Pazartesi günü  ( 23. Kasım ) İsmail Güzelsoy konuk olacak. Kıpırdamıyoruz'u ve diğer kitaplarını konuşacağız. Katılmak isterseniz beni bulun.


Çok kalp 



10 Kasım 2020

Elena Ferrante / Yetişkinlerin Yalan Hayatı



Ferrante canımız ciğerimiz gene bombayı bırakmış gitmiş, durmuş durmuş on ikiden vurmuş

Her kadının kendinden bir parça bulabileceği, kendiyle mutlaka yaşamının bir bölümünü özdeşleştirebileceği çok şekil şükül bir kitap olmuş. 

Kitapta ergenliğe geçişte yaşananlara dair o kadar gerçekler var ki biri çıkıp da derse ki ben bunların hiçbirini yaşamadım hassssttttrrrr demek yerine uza tatlım az ötede oyna derim, hassstrrr demem çünkü ben yukarı Napoli’liyim 😬

Özellikle cinselliğe dair kitapta kızın düşünceleri ve bakış açışı benimki ile bayağı bir örtüşüyor; bekâret, yetişkinlik, ispat çabası eh bizim ülkemizde buna namus kavramını da ekle salak saçma bir kombin oluyor.

Kendi düşüncelerim tartışmaya kapalı benim :) bekaret hakkındaki düşüncelerim de; ben kurtulunması gerektiğini düşünüyorum. Onunla bir boka yaramıyorsam onsuz da bi boka yaramamalıyım ya da tam tersi.

"isteyen istediği ile istediği şekilde birlikte olur ama ilk daima özel olmalı " da bana çok gereksiz romantik geliyor vıcık vıcık ağdalı bir bayağılık gibi. ilk cinsel deneyimim aşk zannettiğim bir kişi ile olup da götüme tekmeyi yiyince gireceğim depresyonu neden çekeyim ? üzerine bir de gitti kızlığım muhabbeti

bedenimi her organı gibi bana ait olan bir şeyi istediğim şekilde değerlendirebilmeliyim ben.

Eğer ki bir erkek bana kızlık zarım var diye esas kız muamelesi yapacak, yoksa da esaslı kaşar muamelesi yapacaksa orada sen bir dur bayım derim. bu fikirlerim 15-16 yaşından beri vardı ama netleştiremiyordum kafamda , çünkü şunu fark etmiştim hormonu tavan yapmış ergen erkekler okul çıkışından eve kadar yürüdüğümüz yolu bile kendi arkadaşlarına yolda becerdim diye anlatıyorsa bu işte bi sıkıntı var. 

Eteğim kaldırıp pandik de yedim, ( ki sonrasında çok kötü tekme atmıştım ) , sözde çıktığım erkekten ev boş gidelim mi teklifini de duydum,  ve yemek yemeye karar verdim. Güzel bir kız değildim, hiçbir zaman da güzel bir kadın olmadım ama bir erkeğin ister ergen olsun ister yetişkin buna çok bakmadığını daha orta sonda anladım. Eğer şişmanlarsam çirkin olurum ve hiçbir erkek beni beğenmez doğal olarak ne pandik yerim ne de mastürbasyon yaparken akıllarına gelirim , evet aynen böyle düşünüp mal gibi bi lise hayatı geçirdim.

Sonra bir aydınlanma yaşadım :) gerisini anlatmayayım kitapla alakası yok çünkü :) Gerçi sonra iş hayatına girince daha başka erkekler tanıyınca hepsinin aklının çükünde olmadığını , kadına sadece meme,popo,kuku kombini ile bakmadığını gördüm ama belki de o dönemde yaşadığım aydınlanma yüzünden gördüm. çok çelişki var :) diyorum size çok uzun konu.

Kitaptaki karakter de kendini,bedenini, ailesini o kadar sorguluyor ki bir anında olmasa bile başka bir anında mutlaka kendinizden bir şeyler bulup hiç ummadık şeyleri hatırlıyorsunuz.

Ferrante bu işi çok iyi biiliyor. 

Canım Ferrante ...

Kısaca Ferrante'yi sevin Ferrante okuyun..

Çok Kalp




23 Ekim 2020

Hikmet Hükümenoğlu / Atmaca




Hikmet Hükümenoğlu  torpili bol, kredisi çok çok yüksek bir yazar gönlümde. 

Hoş Atmaca okuduğum ikinci kitabı ama Körburun ile yaktı geçti beni ( bu arada Körburunu bir kere daha okumaya karar verdim) , fakat Atmaca beni çok heyecanlandıran bir kitap olmadı , tam sonbahar kitabı ama böyle yazın falan çıksaydı ve okusaydım "abicim hava zaten 567 derece, buza oturuyoruz o derece sıcak bir de şu depresif tiple uğraştırma bizi" derdim.

Kitapta melankolik uyuz bi tip var ara ara kafasını duvara çarpasın geliyor, zaten de sıyrık kafadan onu okuyoruz ama nasıl okuyoruz bir de bana sor 

Kitap 1995'te başlıyor 1995’ten 2019’a kadar ,artık tüm depresiflik, bitmişlik falan had safhadayken hadi artık ölüyor musun birini mi öldüreceksin bir şey olsun derken bir şey oluyor kitapta herifin tüm olayı çıkıyor çıkmasına ama  hiç umulmadık bir şey oluyor. 

Ben de oturmadı taşlar , ay böyle de olmuyor ya spoiler vermeden

Yani şimdi Atmaca neden Atmaca ? Yani kitapta bahsettiği atmaca ile ne alakası var ? 

Diyorum ya kafamda deli sorular çok.

Ama size bir okuma grubundan bahsedeceğim , hemderdim ( eski bloggerlardan ) Damla ile bir grup kurduk aslında Damla'nın fikri hepsi ben getir götür yapıyorum, yazarıylakonusanlar diye.

Her ay bir yazarın bir kitabını okuyoruz ve genellikle ayın son haftasında bir gün zoom üzerinden yazarın da katılımı ile sohbet gerçekleştiriyoruz. İşte tüm bu zor organizasyonu Damla hallediyor ben de işte paylaşım yapıp repost falan yapıyorum :) 

Telegram'da genel bir grubumuz var ( ve hatta gıybet yaptığımız ayrı bir grup ) orada karar veriyoruz hangi yazarın hangi kitabını okuyalım diye, bu ay 2 Kasım'da Hikmet Bey katılacak bize, eğer katılmak isterseniz bekleriz, reklam meklam ne derseniz deyin adına. İsterseniz dinleyici olarak katılıp izle yedebilirsiniz. Katılım zorunluluğu yok hatta kitabı okuma zorunluluğu bile yok bir bakıma canınız isterse sadece bakıp çıkabilirsiniz :) 

Hikmet Hükümenoğlu'nu okuyun, hele ki Körburun'u mutlaka okuyun.

Kalp Kalp Kalp

10 Ekim 2020

Pınar Eğilmez / Uçan Tabut & Tanık

Okuduğu kitaplar çok satanlardan ziyade  Elif Şafak & Aşk kitabını okuyup da mobil Mevlana gibi gezen ya da Pucca ve türevlerini okuyan insanları hiçbir zaman okur kabul etmiyorum ben he buna son yıllarda meşhur farkındalık kraliçesi Azra Kohen de eklendi ama neyse.. Ben de müthiş donanımlı biri değilim kitapları okumayı seviyorum, okumaktan hoşlandığım türler var belki benim de kapasitem çoğu kişiye göre kıt ama popüler sözde gazeteciler tarafından reklamları çok iyi yapılmış kitaplar binlerce satınca sinir oluyorum. Arada derede o kadar güzel hikayeler o kadar harika yazarlar kaynıyor ki , canım sıkılıyor böyle olunca.

Bu iki kitap da popüler sözde gazeteci (ki bu Ayşe Arman oluyor) tarafından iyi reklamı yapılmış klasik bir Doğan yayıncılık kitabı.. İlk kitap hakkında 50 yorum okuduysan 40 tanesi  röportajdan görmüş de almış çünkü.

İlk kitap ; Uçan Tabut 




Kitabın son bölümüne kadar tek hissettiğim şey ; "eh işte" idi, evet birbiri ile bir şekilde yolları kesişmiş olan insanların hayatlarına güzel dokunmuş bölümlerde iyi mesajlar vermiş ne acıtasyonda zirve yapmış ne de anlatmaya çalıştığı şeylerde ama bu kadar :) 

He bu kadar benim gibi okuduğundan zevk almaya bakan biri için yeter mi yeter ama bir edebi taraf falan arıyorsanız, anlatılan hayatlarda derin bir anlam falan , bence yok.. Çünkü o kadar abartılmışsa diyorsunuz bir şeyler olmalı içerlerde bir yerlerde, âmâ yok ya da ben bulamadım.

Ama son bölüm gerçekten harikaydı, çok iyi bağlamış konuyu bence ve bana göre sadece yazarın kalemindeki "ben buradayım" ışığı son bölümde parlıyordu.

Son bölüm için bile okunabilir, çünkü  bir günde biter, bitiyor..


İkinci kitap ise Tanık 




Bu kitap hakkında bir yorum okumuştum; ilk kitap uçan tabut ’tan sonra çıtayı düşürdüğüne dair. Pek tabii ki saçmalamış ilk kitapta çıta mı varmış ki düşürmüş diye düşündüm ama az önce fark ettim ki bu kitap hakkındaki en doğru yorum. İlk kitaba göre gayet güzel başladı aslında fakat tanığın konuşmaları bence gayet gereksiz ve uzundu ,ama konu bir şekilde akıyor ve ilginç hale de geliyordu ta ki son bölüme kadar, bence o kadar saçma bir şeyle bağlanıp bitti ki kitap , kalakaldım. 

Yani ilk kitabın son bölümü çok beğenip bunun da son bölümünü hiç beğenmeme kaç point ?

Kitapların ikisinde de karakterlerin bir şekilde haberleri bile yokken birbirlerinin hayatlarından geçmeleriydi bence tek güzel olan😉 

Onun dışında gerçekten abartıldığı kadar muhteşem olduklarını düşünmüyorum.

Kalp Kalp Kalp


10 Eylül 2020

Tuhafiyedeki Hafiye / Ahmet Turan Köksal


Tuhafiyedeki hafiye en basit haliyle; tuhaf bir roman..

Okurken yer yer "yok anasının gözü, oldu olacak şu da olsun bari, vay şerefsize bak " şeklinde tepkiler verdiğim ama nedense de bırakamadığım bir roman oldu.He 2 ay sonra hatırlar mıyım ? Allah bilir...

Zaten artık okuduğum romanlarda gerçeklik şeysine takılmamaya karar verdim, yazar göstersin hayal gücünü ben de vay be diyeyim ; mesela Koray Sarıdoğan'ın Kadran Kadraj  diye acayip bir kitabını okudum, ulan kitap 600 sayfa içindekiler hem mantıklı hem saçma ama bir güzel de okudum ki sorma ; bu kitap da aynı  malın teki bir herif var işte böyle anasının babasının efsane şımartıp başına bela olacak cinsten işte sonra anası babası ölüyor ölmeden de buna bir tuhafiye dükkanı alıyorlar olay orada başlıyor.

FBI giriyor MİT giriyor yandaki kuru yemiş dükkanı giriyor , dayı var bir tane mesela her eve lazım mı desem evlerden ırak mı desem karar veremediğim öyle halay çekiyorlar kitap boyunca.

sonuç olarak kitabı dolap hesabımda satıyorum; okursanız okuyun ama okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz.

Çok kalp 💓