28 Ekim 2020
Delik & Yamaa
23 Ekim 2020
Hikmet Hükümenoğlu / Atmaca
Hikmet Hükümenoğlu torpili bol, kredisi çok çok yüksek bir yazar gönlümde.
Hoş Atmaca okuduğum ikinci kitabı ama Körburun ile yaktı geçti beni ( bu arada Körburunu bir kere daha okumaya karar verdim) , fakat Atmaca beni çok heyecanlandıran bir kitap olmadı , tam sonbahar kitabı ama böyle yazın falan çıksaydı ve okusaydım "abicim hava zaten 567 derece, buza oturuyoruz o derece sıcak bir de şu depresif tiple uğraştırma bizi" derdim.
Kitapta melankolik uyuz bi tip var ara ara kafasını duvara çarpasın geliyor, zaten de sıyrık kafadan onu okuyoruz ama nasıl okuyoruz bir de bana sor
Kitap 1995'te başlıyor 1995’ten 2019’a kadar ,artık tüm depresiflik, bitmişlik falan had safhadayken hadi artık ölüyor musun birini mi öldüreceksin bir şey olsun derken bir şey oluyor kitapta herifin tüm olayı çıkıyor çıkmasına ama hiç umulmadık bir şey oluyor.
Ben de oturmadı taşlar , ay böyle de olmuyor ya spoiler vermeden
Yani şimdi Atmaca neden Atmaca ? Yani kitapta bahsettiği atmaca ile ne alakası var ?
Diyorum ya kafamda deli sorular çok.
Ama size bir okuma grubundan bahsedeceğim , hemderdim ( eski bloggerlardan ) Damla ile bir grup kurduk aslında Damla'nın fikri hepsi ben getir götür yapıyorum, yazarıylakonusanlar diye.
Her ay bir yazarın bir kitabını okuyoruz ve genellikle ayın son haftasında bir gün zoom üzerinden yazarın da katılımı ile sohbet gerçekleştiriyoruz. İşte tüm bu zor organizasyonu Damla hallediyor ben de işte paylaşım yapıp repost falan yapıyorum :)
Telegram'da genel bir grubumuz var ( ve hatta gıybet yaptığımız ayrı bir grup ) orada karar veriyoruz hangi yazarın hangi kitabını okuyalım diye, bu ay 2 Kasım'da Hikmet Bey katılacak bize, eğer katılmak isterseniz bekleriz, reklam meklam ne derseniz deyin adına. İsterseniz dinleyici olarak katılıp izle yedebilirsiniz. Katılım zorunluluğu yok hatta kitabı okuma zorunluluğu bile yok bir bakıma canınız isterse sadece bakıp çıkabilirsiniz :)
Hikmet Hükümenoğlu'nu okuyun, hele ki Körburun'u mutlaka okuyun.
Kalp Kalp Kalp
15 Ekim 2020
En gereksiz müesseselerden ; Eltilik
Kalıplaşmış ne anlamı olduğunu bilmediğimiz salak saçma bir kelime değil de ne Allah aşkına ?
Nerden türemiş ne bokuma türemiş adı da çıkmış , eltin mi var Allah başka dert vermesin diye başlanıp ayağını denk al kuma kumayla anlaşırmış elti elti ile anlaşamazmış ile devam eden nasihatlerin bitmek bilmediği ve sadece adı elti olduğu için ben bununla asla anlaşmamalıyım ,bu beni kıskanıyor diye kendimizi doldurduğumuz canım ülkemin en gereksiz sıfatı; kaynanadan sonra :)
Toplumdaki erkek analarının kendilerini bir bok sanma olayına hiç girmeyeceğim çünkü 3 ya da daha fazla tane erkek çocuğu olan anaların ultra bir bok sanma olayı var ki işte o benim uzmanlık alanım :)
Shrek'in iki tane erkek kardeşi var anlayacağınız annesinin sigortaları çok sağlam. Shrek ve abisi evli, küçük kardeşi de aman adı konsun da ne bok yerlerle yesinler tarzı düşünen bir kız annesinin kızını sevince ,adını koymak farz oldu.
Bu durumda gelinler üç eltiler iki oldu.
Şahsen 4 yıldır abisini eşi ile tüm uyarı, tüm engellere rağmen hiçbir sorun yaşamadık, aynı kafadayız ya da değiliz konu bu değil konu ikimizde birbirimizi şeyimize takmıyoruz, o yüzden de hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz, kıskançlığa gelince de kıskanılacak kadar önemli şeylere sahip değiliz, sonuçta ev herkeste olabilen bir şey ya da araba ya da iş ya da zayıf bir beden...Bunları elde etmek için kıskanmaya gerek yok bence he motiven kıskanmaktır o ayrı o zaman yardır beybi...
Neyse ; geçen hafta bu modern muhafazakar aileyi ile diğer bir modern muhafazakar aile olan biz hayırlı bir iş için ziyaret ettik, o ortamda bile kız tarafından en az 5 çift gözün biz eltilerin üzerinde olduğunu o kadar hissedebiliyordum ki, şimdi düğün var ya bak gör senin eltiler nasıl zayıflayacak ,bak ortanca eltin kaynananın yanından hiç ayrılmadı vs. vs. Hatta bir ara bir tanesine dönüp bir maşallah de de nazar değmesin bana diyecektim o derece rahatsız ediciydi.
Neyse nişanı yaptık, sahte gülücükler, Ay biz gelin almıyoruz kız alıyoruz ay biz de damat değil erkek evlat alıyoruzlar falanlar filanlar ile geceyi bitirdik.
Sonrasını ay dünüşüm ailenizi çok beğendi bizimkiler ile başlanan telefon görüşmeleri aldı ( ulan biz kendi içimizde hepimizden nerdeyse nefret ediyoruz arkamızdan demediğimizi bırakmıyoruz birbirimizin başkanı nasıl beğenelim) , bundan sonrası için taze gelinimize bol şans diliyorum
Çünkü bu yollardan geçmiş biri olarak, dolaylı yollardan tembih edilecek her yerde ( bu genelde biz eltilerinin olduğu yerler ) herkese ( bu herkes de pek tabii biz eltiler ) her şeyi ( bu muhtemelen mobilya, altın falan filan ) anlatma :)
Kızın kafası trilyon olacak, bu eltiler sahte mi yoksa gerçek mi ?
Hiç gerek yokken edindiğimiz akrabalar ile ilişkimizde toplum da oturmuş zaten. Sağ olsun ailenin diğer üyeleri de bunu tasdikleyip onaylayınca, eltin mi var derdin var ile başlıyorsun ya da görümcen mi var aman keşke eltin olsaydı en azından kaynananı kafalardın ile devam ediyorsun. Ve yeni edindiğin ailede daha ilk günden herkese karşı fikrin oluyor ve hiç kimseyi sevmiyorsun. Bunların hepsi erkek için de geçerli ona da kim bilir neler neler deniyordur.
Eltilerin arasını eltiler değil kaynanalar açıyor ya da görümceler ya da kızın kendi annesi, ablası falan. Bunlar bitmedi, öyle köylerde falan da olmuyor gayet hayatımızda olan herkeste var, bitmeyecek de tek bir yolu var baş edebilmenin ; erken yaşta evlenmemek
Sümüğünü bile atmayacağın insanla bir şekilde oğlunu sevdin ya da ablasını sevdin ya da kızını sevdin diye akraba oluyorsun ve senden saygının yanı sıra ultra düzeyde adına denge dedikleri kaşarlık bekliyorlar. Hele ki çalışmayıp direk evde oturacaksan resmen kurtlar sofrasına dalış yapıyorsun. Halka açılan yatak odandan bahsetmiyorum o başlı başına bir travma zaten.
Nitekim bu kurtlar sofrasında azıcık kafan çalışıyorsa , işin kaşarı oluyorsun ve yoluna bakıyorsun.
Bu ilişkilerde kocanla arandaki aşk dediğin şey işlemiyor. Sosyal kontrat olan evlilik yeteri kadar zor değilmiş gibi bir de aileler arasındaki o gereksiz dengeyi kurmak zorunda bırakılıyorsun. Oysa ne gerek var ki ?
Neden onun annesini annem yerine koyuyorum ya da neden o benim babamı baba gibi görüyor , hoş saçma bir cümle oldu kimse kimsenin bir şeyini kendi akrabası gibi görmüyor, herkes sahte zaten de sıkıntı bu zaten sahteyiz ne gerek var bu tiyatroya ki ?
Neyse olay felsefeye doğru gidiyor çok dağıldı.
Bizim ailede şimdi başta kaynana olmak üzere hepimiz bir zırh giyeceğiz :) Biz iki elti bir şey sorsak mı sormasak mı diye kafayı yiyeceğiz kaynana ve yeni gelin de ne cevap versek de atlatsak diye, oysa götlerine boru gibi borç girecek olan onlar , gelinlikten tut avize bakmaya bile anaları ile gidip kavga edecek olan onlar, stresi siniri yaşayacak olan da onlar , biz eltiler bunun nesini kıskanalım ,bize gelinliği özel diktirdim desen ne olacak hazır aldım desen ne olacak.
Ben 30 yaşında evlendim. Çay kaşığıma kadar her şeyimi kendi kafama göre kendi istediğim yerden aldım, annem düğünüme ( ki bu en en en gereksiz tören ) misafir olarak geldi deyim yerinde ise, aynı şeyler karşı taraf için de geçerliydi. Shrek de ben de istediğimiz her şeyi kimseye sormadan aldık ,ettik. Sadece kırmamaya dikkat ettik anneleri o kadar ( kaşarlanmaya oradan başladım yani şu anki derecemi düşünün) , ÇALIŞTIĞIM için ne onun annesi ne kendi annem bunu da buradan al gibi bir tavsiye bile veremedi verdikleri tavsiyeyi de he he diye geçiştirip kendi bildiğimi okudum. Müthiş bir saygı vardı bana, ama ne zaman doğurdum işten çıktım şu an öyle bir delik arıyorlar ki bulsalar altın gününe davet ederler o derece umurlarında değilim.
Yani diyeceğim o ki ; kızlar evlenmeyin doya doya yaşayıp, flörtünüzün tadını da bokunu da çıkartmadan, kredi kartlarınızda sıfırları görmeden, kendinize 300-500 liralık parfümler almadan, içinizde ne varsa yaşamadan evlenmeyin. Ve çalışın, asla ve asla aile sponsorluğunda evlenmeyin, yapmayın.
Sizler pembe gelin olmak için doğmadınız, misyonunuz kocanıza sunumlu kahve pişirmek olmasın.
Ve şimdi ben ortanca elti, aile sponsorluğunda gerçekleşecek ve çevreye de her şey yolunda gitti sahtekarlığı ile ilan edilecek olan bu dönemi elimde çekirdeğim ile izleyeceğim.
Dolduruşa geldiğiniz eltilerinize bu zevki vermeyin :)
Çok kalp
10 Ekim 2020
Pınar Eğilmez / Uçan Tabut & Tanık
Okuduğu kitaplar çok satanlardan ziyade Elif Şafak & Aşk kitabını okuyup da mobil Mevlana gibi gezen ya da Pucca ve türevlerini okuyan insanları hiçbir zaman okur kabul etmiyorum ben he buna son yıllarda meşhur farkındalık kraliçesi Azra Kohen de eklendi ama neyse.. Ben de müthiş donanımlı biri değilim kitapları okumayı seviyorum, okumaktan hoşlandığım türler var belki benim de kapasitem çoğu kişiye göre kıt ama popüler sözde gazeteciler tarafından reklamları çok iyi yapılmış kitaplar binlerce satınca sinir oluyorum. Arada derede o kadar güzel hikayeler o kadar harika yazarlar kaynıyor ki , canım sıkılıyor böyle olunca.
Bu iki kitap da popüler sözde gazeteci (ki bu Ayşe Arman oluyor) tarafından iyi reklamı yapılmış klasik bir Doğan yayıncılık kitabı.. İlk kitap hakkında 50 yorum okuduysan 40 tanesi röportajdan görmüş de almış çünkü.
İlk kitap ; Uçan Tabut
Kitabın son bölümüne kadar tek hissettiğim şey ; "eh işte" idi, evet birbiri ile bir şekilde yolları kesişmiş olan insanların hayatlarına güzel dokunmuş bölümlerde iyi mesajlar vermiş ne acıtasyonda zirve yapmış ne de anlatmaya çalıştığı şeylerde ama bu kadar :)
He bu kadar benim gibi okuduğundan zevk almaya bakan biri için yeter mi yeter ama bir edebi taraf falan arıyorsanız, anlatılan hayatlarda derin bir anlam falan , bence yok.. Çünkü o kadar abartılmışsa diyorsunuz bir şeyler olmalı içerlerde bir yerlerde, âmâ yok ya da ben bulamadım.
Ama son bölüm gerçekten harikaydı, çok iyi bağlamış konuyu bence ve bana göre sadece yazarın kalemindeki "ben buradayım" ışığı son bölümde parlıyordu.
Son bölüm için bile okunabilir, çünkü bir günde biter, bitiyor..
İkinci kitap ise Tanık
Bu kitap hakkında bir yorum okumuştum; ilk kitap uçan tabut ’tan sonra çıtayı düşürdüğüne dair. Pek tabii ki saçmalamış ilk kitapta çıta mı varmış ki düşürmüş diye düşündüm ama az önce fark ettim ki bu kitap hakkındaki en doğru yorum. İlk kitaba göre gayet güzel başladı aslında fakat tanığın konuşmaları bence gayet gereksiz ve uzundu ,ama konu bir şekilde akıyor ve ilginç hale de geliyordu ta ki son bölüme kadar, bence o kadar saçma bir şeyle bağlanıp bitti ki kitap , kalakaldım.
Yani ilk kitabın son bölümü çok beğenip bunun da son bölümünü hiç beğenmeme kaç point ?
Kitapların ikisinde de karakterlerin bir şekilde haberleri bile yokken birbirlerinin hayatlarından geçmeleriydi bence tek güzel olan😉
Onun dışında gerçekten abartıldığı kadar muhteşem olduklarını düşünmüyorum.
Kalp Kalp Kalp
Parası Neyse Vereyim Yeter ki Rahat Bıraksın Yerleri; Oyun Evleri
Son zamanlarda kendi kendine oynama süresi daha arttı gibi sanki, en azından kafasına göre bir şeyler yapabiliyor o yüzden oyun evinde de bugün baktım kendi kendine lego yapmaya çalışıyor bir anda öyle gaza geliyorum ki onu öyle görünce , ben doğurdum ben diye bağırasım geliyor ,öteki durumlarda ki bunlar daha sık oluyor;(oyuncağı vermeme, elinden alınan oyuncak olduğunda kendini yerlere atma, ya da durup dururken yerlere atma) o zaman teyzesiyim diyesim geliyor, annesi biraz fazla şımarttı da çocuğu , ablam işte ne yaparsın...
06 Ekim 2020
İstek ve Rızamla Nasıl Dolandırıldım ?
İçmek istediğiniz her ne varsa alın, arkanıza yaslanın ve istediğiniz tarafınızla gülerek okuyun.
Size kendi istek ve rızam ile nasıl dolandırıldığımı anlatacağım, âmâ öncelikle benim evdeki bücür doğup da işten ayrılana kadar donumdan ekmeğime kadar her şeyimi internetten aldığımı, bugüne kadar bir kere bile bırak hıyar gibi yanlış ürün gelmesini 1 lira bile fazla çekim yapılması gibi bir durumla asla karşılaşmadığımı ve de bu durumun verdiği öz ukalalık ve kibir ile insanlara olası bir dolandırılma durumlarında nasıl ahkam kestiğimi anlatmak istemem ama belirtmeden de geçemeyeceğim.
Şimdi ben şu anda artık fakir bir insan ve Shrek'in işte verdiği para ve ( sözde ) kredi kartı ile geçinen bir kadın olarak tabii ki de asla ( 🤞) kullanmadığım ama belki ( 🤞) zor durumlarda kullanırım diye tuttuğum bir kredi kartım var, böyle bayağı üzerinde de adım falan yazıyor yani. Neyse...
Geçen gün Twitter'da gezinirken Maliye Bakanlığı'nın bir tweetini gördüm böyle hesap adının yanında tik mik var yani o derece, gerek Maliye Bakanının kendisinden gerek de bağlı olduğu kurumdan hiç hoşlanmasam da yazan şey dikkatimi çekti :
" Korona ile mücadeleye destek için ödediğiniz kart aidatlarınızı iade ediyoruz .Bilgi için aşağıdaki linke tıklayın."
İşte insan düşünür değil mi kart aidatlarını Maliye Bakanlığı niye iade etsin hadi onu da geçtim sen ne kadar kart ücreti ödedin de geri alacaksın diye bir kendine sorar değil mi ? ( düşünün o kadar zor durumda kalmışım ki kullanmışım kartı, canım kendim )
Yok,işte benim tek düşündüğüm şey linki açmak oldu ve açtım bir güzel kimlik numaramı ve e-devlet şifremi girip bir sayfaya yönlendirildim ( hiç tarayıcıdaki adrese de bakmak aklıma gelmiyor çünkü eminim ki yönlendirdiği sayfa edevlet.gov.tr) bir güzel kart bilgilerimi arkasındaki o lanet 3 rakamı da kendi ellerimle girdim yetmedi telefonumu da girdim ve işlemi sonlandırdım, canım kendim ya yine canım kendim.
Bankanız en kısa sürede sizinle iletişime geçecektir dedi ve 2 gün içinde banka iletişime geçti.
Kartımdan Trendyol.com üzerinden 70 liralık , Media Market üzerinden de 3.799 liralık çekim yapıldığını Trendyoldakinin provizyonda beklediğini ve diğerinin de bana ait olup olmadığını sordu ben de hayır dedim ve kartların kapatılmasını istedim , telefondaki de sağ olsun kapatıldığını iadelerin ya gün içinde 17:00 ye kadar ya da pazartesi ( o gün cuma idi) 09:00 a kadar yapılacağını söyleyip siktiri boktan bir dahili verip adının da Hatice olduğunu söyleyip pazartesi lütfen beni 09:00-10:00 arası beni arayın diye tembihleyip kapattı.
Ben ki yine canım kendim yine uyanamadım, ulan banka 0850'den aramaz arasa bile neden iade için araya hafta sonunu soksun, arasana gerçek bankayı değil mi ara böyle böyle oldu doğru mu de kapatılmış mı de sorsana , yok ben ne yaptım gevrek gevrek annemi arayıp böyle böyle oldu ama hallettim diye anlattım.
Pazartesi tabii ki numara dışarıdan arama kabul etmedi, ve tabii ki ben gerçek bankayı aradığımda kart açıktı ve tabii ki de işlem itirazı yaptım ve bilin bakalım banka neden olumsuz cevap verdi , işlem güvenlik şifresi ile yapılmış. Ben hala bankaya bağırıyorum ulan manyaklar siz aradınız beni siz uyardınız diye, yalnız ben de her gece telefonun sesini kısa domuz gibi uyur ve bu numaraları da asla açmam açacağım tuttu ya, belki açmasam güvenlik şifresini giremeyeceği için çekim bile yapamayacak.
Ama ben hiçbir şifre vermedim, uzaktan mı bağlandı da aldı o şifreyi konuşurken bir bok mu yaptı bilmiyorum.
Eltimgile anlattım , arasana Media marketi siparişi iptal etsinler dedi, kargoda ise durdursunlar. Ulan günlerdir neden anlatmadım ben bunu ya dedim elti deyip geçmeyin he bilir böyle şeyleri he kendine hayrı yok o ayrı :) neyse bir telaş aradık ,ve öğrendik ki o gün teslim olmuş.
Bankayı içinde banka adı geçen her yere şikayet ettim, fakat bu olayı anlattıkça idrak ediyorum ki banka falan aramadı beni, birazdan hepsine özür mektubu yazacağım :)
Ertesi gün de işte laf olsun diye savcılığa şikayette bulundum bana 2020/35557 numarasını verdiler soruşturma numarası olarak ,herhalde bir gün sıra gelir bu sayıya ben de o zamana kadar bir daha kafamı kullanıp dolandırılmam.
Yani diyeceğim o ki böyle şeyler olabilir :)
İnsanları yadırgamamak lazım, basiret bu bağlanıyor :)
Yalnız en büyük mallığım da şu oldu , bilgileri girdiğim akşam Shrek'e dedim ki böyle böyle oldu benimki iade gelirse seninkilerle anneminkileri de yapalım. Düşünebiliyor musunuz bana güvenip al yap dediğini adamın, neyse ki malını tanıyor da çok özen göstermiyor para ile ilgili fikirlerime :)
Sonuç olarak şimdi baba gibi kart borcum ve minnoş bedenim ve zedelenmiş kalbim var :)
Bir de öyle bir sahiplenmişim ki borcu adama diyorum ki lütfen bak bu boku ben yedim hem de bile işte ben ödeyeceğim, yapılandıracağım falan filan.. yani sen taksit tutarı kadar benim maaşa zam yap gerisi ben de merak etme ...
Neyse ki savcılığa gittim diye aile mahkemesine de gitmemi istemedi herhalde evde hiçbir şey olmamış gibi takılıyor :)
Buradan da o tweeti görüp o linke tıklayıp bilgilerini giren benim gibi salaklara sesleniyorum ; ya siz mal mısınız arkadaşım maliye bakanlığı neden kart iadesi yapmış, ne meraklısınız kart bilgilerinizi vermeye, sonra diyorsunuz ki dolandırıldım yetiş savcı...
😀😀😀
kalp kalp kalp
19 Eylül 2020
Oyun Grubu !! Uyumu
Bugün bir oyun grubunun deneme dersine gittik,ders 10:30 da bizim de oraya vaktinde gidebilmemiz için 10:00 gibi evden çıkmamız lazım ki bu da demek oluyor ki saat 9:00 da falan kalkmalı ki sadrazamın sol hazretleri kahvaltı falan etsin.Acaba benim çocuğum 27 aylık ömründe 27 kere saat 9:00'da kalkmış mı ki bugün kalksın ?Ben de mallık ne diye o saatteki bir yere gitmeye kalkıyorsun.
Yarım saat boyunca öperek,okşayarak,üzerini açarak yer yer uyuz olmaya başlıyorum bak diye söylenerek kaldırmaya çalıştım,surat beş karış kalktı önce bir anırdı,sonra kahvaltıyı böğyyk diye itti,işemedi saat oldu 10:00 biz hala evden çıkma aşamasına gelemedik bile çünkü herif mama diyor ama önündeki mamayı yemiyor.
İşte günün başında sınanmaya başlıyorum.
Dışarı çıkmak istemez,ayakkabısını iter,bu arada hala işemedi ve biz evden çıkmak üzereyiz.
Neyse allah sen büyüksün dedim ve çıktık.
Girdik içeri ilk 45 dakika etkinlik son 45 dakika da koordinasyon(işte minderleri koymuşlar atlıyor çocuklar adına koordinasyon demişler)
Benimki durur bekler mi hiç ne gördüyse istedi,hamur istedi,blok istedi,yetmedi sandalyeyi sahiplendi. Çocuğum ne etkinlikler beklerken kız verdi mi eline oyun hamuru el bilmem nesi gelişsin diye ulan 24-36 aylık gruptaki çocuklar genelde pipilerini havaya kaldırarak bile işeyebiliyorlar ,oyun hamurunu öylece verip yuvarlatmayı ben 9.ayda yaptırdım evde.Herif tabii ki de sıkıldı ve kalktı yerinden, kız söyleniyordu "ama yerimizden kalkmıyoruz" diye, şöyle çoğul konuşan herkesten (başta anneler olarak) nefret ediyorum.Bunu geçelim.Hamur bitti boya başladı, tabi ben size buralarda ne kadar sıkıldığını anlatmayayım siz anlayın,zira Pıncır evde parmak boyasıyla soyut tablolar yapmış biri duvarlara neden diğer normal çocuklar gibi kağıdı boyasın ki ? Bloklardan da sıkıldı,evde götümüzden çıkan blokları orada bir güzel topladı zaten neden toplamasın ki para veriyoruz ,siler de onları yani...Böyle böyle 45 dakika doldu,sınıftan çıkarırken 3.dünya savaşını bizzat yasadım.Yerlere attı kendini öyle böyle değil çıldırıyor ulan manyak çocuk sanki içeride uslu uslu oturup her boku yaptı da elinden aldık, bilinçli (!!) bir anne olarak göz hizasında konuşmayı denedim,hatta adam yerine koyup açıklamaya çalıştım ama o öyle yatıyor yerde(bu arada diğer çocuklar el falan yıkıyorlar yeni sınıfa geçecekleri için benimki de mikroplarına mikrop ekliyor)en sonunda bana bak dedim ya şimdi kalkar sınıfa geçersin ya da gideriz buradan, şimdi tehdit çok başvurduğum bir tanım değil ben daha çok alternatif sundum demeyi tercih ediyorum hoş her ikisinde de benim çocuğum anırmayı ve yerde yatmaya devam etmeyi tercih ediyor.Artık ne kadar tükenmişsem adam çıktı geldi bunu sınıfa götürdü, ben de teşekkür edeceğim yerde neden daha önce gelmediniz diye sordum çocuk neredeyse 5 dakikadır anırıyor da.
Spor tarafını daha çok sevdi,atlamayı zıplamayı ama bilin bakalım orada da neyi sevmedi , bir tane çocuğu.Yalnız boyu Pıncır'ın bacağı kadar olan o bebe var ya pire gibi ters kayıyor düz kayıyor oradan atlıyor buraya geçiyor , benimki aman ona dokunmuş diye cırlıyor,aman onun önüne geçmişler diye zırlıyor(yalnız çocuğumun bu arada saat 9 da kalktığını lütfen göz ardı etmeyin normalde 11:45-12:15 arası kalkar), kaçınılmaz olarak tabii ki de yedi çocuktan tekmeyi baktım anası hiç müdahale etmiyor ,ben de en azından bir tepki veriyorlar diye düşüncemi belirterek bilinçli bir anne olduğumu gösterdim.Oysa ki ikisinin de kedi köpekten farkı yoktu.
O ders de bitince tam kapıdan çıkıyorken atölye öğretmeni bana çocukların sınırlara ihtiyaçları olduğunu ve bu sınırların devamlılığı olursa bir işe yarayacağını özet olarak geçebileceğim birkaç cümle sıraladı.İşte o sırada derin bir nefes alıp içimden " tatlım sen ne mezunusun da bana böyle bilmiş bilmiş konuşuyorsun, içeri girdiğinde o mavi gözlerine bayılıp mıncıklarken çocuğumu bahsettiğin sınırlara neden uymadın?" derken dışımdan "zaten sizler bunun için yok musunuz ?" dedim.Oh iyi demişim şimdi fark ettim.
Ne kolay değil mi her boku söylemek? Çocukla tek başına evdesin, çocuk evde boya da yapıyor lego da hamur da , ama sen kural koyacaksın 15 dakika lego çocuğum masadan kalkmak yok,şimdi biraz mola ve etkinlik saati bu 20 dakika ona göre ...
Valla ben çocuğuma yemek yemeyi, çişini bokunu tuvalete yapmasını falan öğretirim.Onun dışında ben çocuğumla yaşarım, yaşamıma dahil ederim,beraber diş de fırçalarım barbunya da ayıklarım,makineye çamaşır da atarım.Bir şeyleri öğretmek için değil dahil olsun benimsesin diye yaparım.Çocukları daha bebekken neden gönderiyoruz o zaman kreşlere ? Bok gibi de para veriyoruz bir zahmet siz öğretiverin , tek kişi yaşadığı bir evde neyin sınırını çizeceğim çocuğa aman yazarken fark ettim iyi ki huysuzluk yapmış Pıncır atölye saatinde,aferin çocuğuma...
Neyse sonuç itibari ile hem o sözde öğretmene uyuz olduğum hem de pire çocukla hiç anlaşamadığı için ama en önemlisi haftada 3 gün bu sabahki tantanayı çekemeyeceğim için göndermeyeceğim.
Sadece spor tarzı bir yer buldum para bok olduğu için haftaya da onun deneme dersine götüreceğim, en azından minderlerden atlarken biri kalkıp da bana sınır çizin demez.
Sonuç itibari ile bugün pestilim çıktığı için derhal anneme postaladım ve anne-baba hafta sonusu ilan ettim.
Canım kendim...
Canım çocuğum...






